İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı & İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olan ve 1990-92 yılları arasında DAAD'nin Araştırma Bursuyla Almanya'da bulunan Prof. Dr. Abuzer Kendigelen ile deneyim ve görüşleri hakkında konuşma şansı elde ettik.

DAAD’ye ilişkin tecrübelerinize geçmeden önce, bize kısaca akademik kariyerinizden bahsedebilir misiniz?

Ben Prof. Dr. Abuzer Kendigelen. 1981 yılında lisans öğrenimime başladığım İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1985 yılında birincilikle tamamladım ve ardından 1986 yılının Şubat ayında Ticaret Hukuku anabilim dalında asistan oldum. Aynı anabilim dalında, 1994 yılında doktor, 1999 yılında doçent, 2005 yılında ise profesör unvanını elde ettim. 2016 yılından itibaren Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı, 2017 yılının Temmuz ayından itibaren ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevlerini sürdürüyorum.

Bu fazlasıyla etkileyici akademik kariyeriniz bağlamında araştırma için neden Almanya’yı tercih ettiniz? 

Bu durum esasında ticaret hukuku alanında çalışmamın zorunlu bir sonucu olarak gündeme geldi; zira gerek Türk Ticaret Kanunu gerek Türk Medeni Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu, İsviçre ve Almanya’daki düzenlemelerden iktibas edildiği için; özel hukuk, bu kapsamda ticaret hukuku alanında çalışan akademisyenler için Almanca diline vâkıf olmak kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu bağlamda anılan ülke hukuklarındaki kaynakları ve gelişmeleri takip etmek de özel hukukçular için bir zorunluluktur. Bu sebeplerle, benim de doktora çalışması aşamasında İsviçre veya Almanya’ya gitmem gerekti. Bunun için öncelikle Alman Kültür Merkezi’nde ve Almanya’nın Heidelberg kentinde yabancı dil kurslarına giderek Almanca bilgimi geliştirdim ve takip eden dönemde de doktora çalışması için Almanya’ya gittim. Şunu eklemeliyim ki; bu ziyaretlerim doktora çalışmamla sınırlı kalmadı; daha sonra doçentlik ve profesörlük takdim tezleri ile hazırladığımız bir proje kapsamında kaynak toplamak gibi farklı gerekçelerle birçok kez Almanya’da bulundum.

Yani sadece DAAD ile burs aldığınız süreçten bahsetmiyoruz burada?

Hayır. DAAD’nin bana sağlamış olduğu burs doktora aşamasında, takriben yirmi ay devam eden bir araştırma bursuydu.

Yani Almanya seyahatlerim, özellikle de DAAD bursiyeri olarak orada bulunduğum dönem, sadece benim doktora tez çalışmama katkıda bulunmakla sınırlı kalmadı; bunun yanı sıra dünya görüşümü, ufkumu genişletti; farklı bir kültürü yakından tanımama vesile oldu.

Prof. Dr. Abuzer Kendigelen, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı, DAAD Araştırma Bursiyeri

Almanya’da geçirdiğiniz süreçlere çok önem gösteriyorsunuz anladığım kadarıyla. Peki, sizin için DAAD ayrıca nasıl bir fayda sağladı?

DAAD bursunu çok önemsedim; zira 1988 yılında doktora yeterlilik sınavını verdikten sonra YÖK bursuna başvurmama rağmen, o dönemdeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle yayımlanan bir tasarruf genelgesi sonucunda akademisyenlerin bu burstan yararlanma imkânı kalmamıştı. Bu anlamda DAAD bursu -tabiri caizse- imdadımıza yetişti. Böylece 1990 yılında ikisi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden üçü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden olmak üzere toplam beş hukukçu arkadaş DAAD bursundan faydalanarak Almanya’nın çeşitli şehirlerinde iki yıl süreyle araştırma amaçlı bulunduk. Maalesef bu arkadaşlarımızdan birini erken kaybettik; hayatta olan diğer meslektaşlarımla halen devam etmekte olan olağanüstü bir dostluk bağı kuruldu. DAAD bursunun bize sağladığı faydayı “Alman hukukunu, sadece ticaret hukuku açısından değil, diğer alanlar için de yakından tanıma imkânını bulmamız” şeklinde özetleyebilirim. Doktora araştırmasının dışında, o dönemde yanında çalıştığım Prof. Hueck’un ve aynı üniversitedeki diğer hocalardan Prof. Canaris ile Prof. Hopt’un derslerini takip etme imkânı buldum. Tüm bu süreç bana, bilimsel geleceğim açısından çok anlamlı ve önemli katkılar sağladı. Yine, akademik camiada hocalara gösterilen vefa duygusunu orada yakından hissettim. Kütüphanede en çok sevdiğim kitaplar yaşlı hocalar için çıkartılan armağanlardı. Türkiye’ye döndükten sonra da kendi hocalarım için, vefatlarını beklemeden -ki genelde hocaların vefatlarından sonra yayımlanır- birer armağan çıkartmak için elimden gelen gayreti gösterdim. Yani Almanya seyahatlerim, özellikle de DAAD bursiyeri olarak orada bulunduğum dönem, sadece benim doktora tez çalışmama katkıda bulunmakla sınırlı kalmadı; bunun yanı sıra dünya görüşümü, ufkumu genişletti; farklı bir kültürü yakından tanımama vesile oldu. Özellikle Türk hukukuna birçok yönden kaynak oluşturan Alman ve İsviçre hukuklarını en azından ana hatlarını öğrenmek konusunda bana çok büyük bir imkân sundu.

Türkiye’ye geri döndükten sonra, oradaki akademisyen ve meslektaşlarınızla iletişiminiz devam edebildi mi?

Ben doktora çalışmalarımı Münih’te, Prof. Hueck’un yanında sürdürdüm ve kendisi kısa bir süre sonra emekli oldu. Prof. Hueck’un o zaman yanında çalışan asistan arkadaşların büyük bir kısmı aynı üniversitede profesör olamadıkları için başka üniversitelere geçtiler. İrtibatımın devam ettiği bir iki tane profesör arkadaşım var; fakat çok yoğun bir iletişimimizin olduğu söylenemez. Birbirimizi uzaktan takip ve tebrik ediyoruz. Zaman zaman çeşitli vesilelerle bir araya geldik. Bunun dışında özellikle aynı dönemde veya yakın dönemlerde Almanya’da bulunan Türk meslektaşlarımla gelişen kişisel dostluklarımız var. Tüm bu dostlukların kurulmasında şüphesiz DAAD’nin bize tahsis ettiği bursun katkısı çok anlamlı ve önemlidir.

Almanya’da muhtemelen eşsiz birçok anı biriktirmişsinizdir. Aklınızdan çıkmayan bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?

Bakış açısına göre farklı farklı hatıralar dile getirilebilir elbette. Benim Almanya’ya beraber gittiğimiz bursiyer arkadaşlarla başımdan geçen tatlı bir anım var. Şöyle ki: Aynı dönem burs alan Ankara hukuktan iki arkadaşımız Passau şehrindeyken; ben, Prof. Dr. Arslan Kaya ile birlikte Münih şehrindeydim. Bir kış günü Arslan ile birlikte Passau’ya onları ziyarete gittik. Ne var ki arabamız kış şartları için çok uygun değildi. Akşama kadar dostlarımızla sohbet edip, vakit geçirdik ve akşam Münih’e geri dönmek için yola çıktık. Bulunduğumuz yerden otobana çıkmak için takriben elli metrelik bir yokuş çıkmamız gerekiyordu ve bu arada kar yağmıştı. Tabii Almanya’nın karı meşhurdur. Bizim araba maalesef tüm çabalarımıza rağmen o yokuşu çıkamadı. Yokuşu aşmak için arkadaşlarımız, hatta hiç tanımadığımız mahallenin çocukları yardıma geldi. İki buçuk saate yakın uğraştık, ama başaramadık. Ümidimizi yitirdiğimiz ve artık geceyi orada geçirmeye karar verdiğimiz bir anda, bir de ne görelim; yokuşun üst kısmında içerisinde çakıl taşlarının olduğu bir bidon var. Anladık ki; oradan çıkışların problemli olduğunu bilen belediye görevlileri yokuşun başına çakıl taşları koymuşlar, böylece kardan veya buzdan dolayı çıkamayan arabalar için o çakıl taşlarını yola serperek çıkmak mümkün olsun diye. İki buçuk saatlik beyhude mücadelenin sonunda, toplam üç dakikada o çakıl taşlarını yola sererek yokuşu kolayca aştık. Bu aynı zamanda, Almanya’daki belediyelerin insanlara verdiği değeri de gözler önüne seren güzel bir örnek olarak hafızalarımızda yer etti.

Toplam yirmi aylık bir süreç geçirmişsiniz DAAD bursuyla Almanya’da ve umuyorum ki büyük bir bölümü bu denli keyifli anılarla doludur. Fakat aklınızda kalan kötü bir anınız var mı?

Çok şanslı bir bursiyerdim. İlk on ayı yalnız geçirdim ama orada gerek benimle birlikte gelen diğer bursiyer arkadaşlarımla gerek Münih’te bulunan diğer Türk öğrencilerle olan diyaloğum sayesinde hiç yalnızlık çekmedim. İlk on ay sonrasında da evlenip eşimle beraber yaşamaya başladık. Münih’te beni rahatsız eden tek husus kiralık yer bulmaktı. Bu konuda zaman zaman çok zorlandım. Hatta neredeyse bir geceyi sokakta geçirmek zorunda kaldım dahi denilebilir. Şöyle ki; geçici olarak kaldığım yurtta kira sözleşmem sona erince; hemen kalacak yeni bir yer bulamamıştım. Bavulumla birlikte yurdun kapısının önünde kara kara düşünüyordum. Sorunu yine Türk arkadaşlarımızın misafirperverliği çözdü. Birkaç geceyi onların yanında Schlafsack’ta geçirmek zorunda kaldım. Bu durum kötü olmasa da, hafızamda buruk bir hatıra olarak kalmıştır. Bunun dışında Münih’teki günlerim çok verimli ve mutlu geçti.

Unutmadan şunu da ekleyeyim; bisikletle ters yönden giderken ceza yiyen ender insanlardan birisiyim herhalde. Belki farkında olmadığım için, belki de fazla önemsemediğimden üniversiteye giden sakin bir yol diye girdiğim Einbahnstraße’de karşılaştığım polis memuru, öğrenci olduğuma aldırmadan ve acımadan ceza kesmişti.

Neden Münih peki?

İfade ettiğim üzere yabancı dil eğitimi için Heidelberg’te de bulunmuştum. Münih’e ise akademik olarak en iyi olanaklardan faydalanabileceğim düşüncesiyle gittim. Sonradan fark ettim ki, Almanya’da her üniversite şehri öğrencilere hemen hemen aynı imkânları sunuyor. Hatta küçük şehirlerde yaşam daha kolayken, Münih gibi büyük şehirlerde gerek yüksek kira bedellerinin yarattığı maddi külfetle gerekse sadece ulaşıma harcanan zamanla dahi daha zorlu bir hayat göze alınmış oluyor. Benden sonra Almanya’ya giden bütün arkadaşlarıma Heidelberg, Freiburg ve Tübingen gibi nispeten küçük şehirleri tavsiye ettim.

Öğrencileriniz arasında DAAD bursları tanınıyor mu?

Öğrenciler arasında çok fazla biliniyor ve tercih ediliyor mu emin değilim; ancak biz özellikle asistan arkadaşlarımıza DAAD’nin sunduğu imkânlardan bahsediyor ve onları teşvik ediyoruz. Bizden sonra Prof. Dr. N. Füsun Nomer Ertan, Dr. Alihan Aydın, Dr. Öğr. Üyesi Fatih Arıcı arkadaşlarımız da bu burstan faydalandı. Gördüğüm kadarıyla yeni nesil daha çok TÜBİTAK veya YÖK burslarını tercih ediyorlar. Son zamanlarda DAAD bursiyeri olan bir asistanımız olmadı. Dil öğrenimi veya kısa araştırmalar için gidenler olsa da bizim gibi, doktora çalışması yapmak için uzun süreli bu burstan yararlananlarla pek karşılaşmıyorum.

Öte yandan bizim zamanımızda Almanca, özel hukuk alanında olmazsa olmaz bir dil konumunda olduğu için, Alman hukuku kaynaklarından istifade etmek isteyenler ya Almanya’yı ya da İsviçre’nin Almanca konuşulan kantonlarını tercih ediyorlardı. Fakat yeni nesil Almancadan ziyade İngilizce ’ye vâkıf. Nitekim hukukun uluslar üstü bir hâle evrilmesiyle de, özellikle Anglosakson hukukunun Kıta Avrupası hukuku üzerindeki etkisi arttı ve bu suretle İngilizce araştırmalar teşvik edilir hale geldi. Hatta son dönemlerde Almanya’ya gidenlerin dahi yüksek lisans eğitimlerini İngilizce alabilme imkânları doğdu. Bu çerçevede genç meslektaşlarımızın büyük bir kısmı, özel hukuk alanında çalışıyor olsalar dahi, Almanya’yı değil; İngiltere, ABD gibi İngilizce konuşulan ülkeleri daha çok tercih eder hâle geldi.

İfade edilmesi gereken bir diğer husus ise internet üzerinden farklı veri tabanlarına erişim imkânının olağanüstü artmasıdır. Eski basılardan güncel şerhlere kadar birçok kaynağa rahatlıkla erişilebildiği bu dönemde, yurt dışında öğrenim veya araştırma için burs ihtiyacı da nispeten azalmakta.

Öğrencilerinize DAAD bağlamında tavsiyeleriniz ne olabilir?

Tüm öğrenci ve araştırmacıların yurt dışı burslar için teşvik edilmesi gerektiği hususunda hiçbir şüphe yok. Fakat şunu çok açık ve net bir şekilde itiraf etmeliyim ki, bugün bilimsel çalışma ya da lisansüstü eğitim için bana fikir danışan bütün arkadaşlara tavsiyem şu: Almancayı bilimsel kaynaklardan faydalanacak kadar, İngilizceyi ise en üst seviyede öğrenin. Zira kabul etmeliyiz ki artık İngilizce hukuk alanında da belirleyici bir dil.

Öte yandan akademisyenlerin doktora sonrasında da özellikle belirli akademik aşamalar geçilinceye kadar desteğe ihtiyacı var. DAAD’nin sağladığı bu tür doktora sonrası burslardan maalesef ben yararlanamadım. Ancak tüm genç meslektaşlarıma gerek doktora çalışmaları, gerek doktora sonrası araştırmaları için DAAD bursundan daha fazla istifade etmelerini öneriyor ve önemsiyorum.

Son olarak; DAAD bize sadece burs vermekle de kalmadı. Almanya’dan döndükten sonra bizlerle ilgilenmeye devam etti. Nitekim doktora aşamasında ihtiyacımız olan kitaplar konusunda destek sağladı. Ne var ki biraz da bizden kaynaklanan sebeplerle, 2000’li yıllarda bu ilgi ve takip sona erdi. Açıkçası bu bağın tekrar kurulması ve güçlendirilmesi konusunda gösterilen çabayı önemsiyor ve takdir ediyorum. Nitekim aynı dönemlerde bir arada olmuş DAAD bursiyerleri olarak bir araya gelmeyi arzu ederim. Hatta yalnızca hukuk alanında çalışanlar özelinde bir program düzenlenirse daha yoğun bir ilgiyle karşılaşılabileceği kanaatindeyim.

Değerli vaktini bize ayırdığı için Prof. Dr. Abuzer Kendigelen Hocamıza tekrar çok teşekkür ederiz – Betül Sakınır-Akay, DAAD İstanbul Danışma Merkezi