İstanbul’da, Marmara Üniversitesi’ndeki öğretmenlik günlerim göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Erasmus değişimiyle İstanbul’da geçirdiğim dönem ve ardından yine İstanbul’da yaptığım stajımdan sonra Almanca dil asistanı olarak da burada eğitim-öğretim faaliyetinin bir parçası oldum.

İş başvurusu mülakatından son ders saatine kadar tüm bu sürece Korona damgasını vurdu: Türkiye’ye gidebilecek miyim, uzaktan eğitim nasıl olacak? Hangi programı kullanacağım, kamera açık mı yoksa kapalı mı olacak, sesim duyulacak mı, internet bağlantım koparsa ne yaparım? Hiç yüz yüze karşılaşma fırsatı bulmadığım birinci sınıf öğrencilerimi nasıl motive ederim? Bu noktada şunu itiraf etmeliyim: bir bilgisayar ekranına bakarak monolog halinde konuşmanın ve meslektaşlarımla koridorda kahve içerek sohbet edememenin zorlukları ve yorgunluğu elbette oldu. Fakat her şeye rağmen motivasyonunu kaybetmeden derslere katılan ve bana da çok fazla katkısı olan öğrencilerimi görmenin verdiği mutluluk ağır basıyor. Geride bıraktığım Korona gölgesinde geçen 10 ay bende güzel bir anı olarak yer etti. Teşekkürler ve hoşça kal Marmara Üniversitesi!