Duisburg-Essen Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi ortaklığıyla yürütülen DAAD‑TÜBİTAK araştırma projesi
Proje, İstanbul Bilgi Üniversitesi Avrupa Enstitüsü ile Duisburg‑Essen Üniversitesi’nin Käte Hamburger Kolleg / Global Cooperation Research Center ortaklığıyla yürütüldü ve Alman Akademik Değişim Servisi (DAAD) ile TÜBİTAK tarafından desteklendi.
Proje ekibinde yer alan araştırmacılar —Deniz Güneş Yardımcı, Frank Gadinger, Mustafa Gökcan Kösen, Katja Freistein, Christine Unrau, Serkan Topal ve Taylan Yıldız— süreç boyunca görsel kültür, anlatı analizi ve duygulara dair kavramsal ve metodolojik yaklaşımlar geliştirdiler. Ukrayna savaşı, Gazze çatışması, AB–Türkiye mülteci anlaşması ve İsveç’in NATO üyeliği tartışması gibi jeopolitik gerilimler bağlamında, akademik araştırmalar Türk-Alman ilişkilerinin daha pragmatik ve mesafeli bir yapıya evrildiğini dile getirmektedir. Mayıs 2023’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesinden sonra gerçekleşen resmi görüşmeler, nazik fakat mesafeli bir ilişki biçiminin tipik örnekleri olarak görülmektedir.
Proje, bu sınırlı bakış açısına eleştirel bir duruş sergiledi. Bunun yerine, sinemacılar, yazarlar, akademisyenler, müzisyenler ve aktivistleri kapsayan, kültürel ve toplumsal alanlarda aktif olanlara odaklanıldı. Bu kişiler, çalışmaları aracılığıyla mevcut anlatıları sorgulamakta, kültürel köprüler kurmakta ve işbirliği ile diyaloğa yeni mecralar açmaktadır. Nürnberg Türk‑Alman Film Festivali, Frankfurt Türk Film Festivali, IKSV çatısı altındaki Alman‑Türk Yapım Geliştirme Fonu, Goethe-Enstitü işbirliğinde Tarabya Kültür Akademisi ve Alman-Türk Gençlik Köprüsü gibi birçok inisiyatif, resmi politikaların ötesinde ilişkileri sanatsal araçlarla besleyerek farklı bir perspektif sunmaktadır.
Projede öne çıkan ana tez, bu aktörlerin çoğunun ulusötesi ağlar içinde faaliyet gösterdiği ve işbirliğinde yaratıcı yeni modeller geliştirdiğidir. Böylece, ilişkilerde sadece stratejik ve pragmatik bir mesafe değil, alternatif diyaloğun temelleri de atılmaktadır. Serkan Topal’ın klasik müzik örneğinde (Piyanist Fazıl Say), müziğin siyasi mesajlar iletmek ve ortak değerleri vurgulamak için toplumda bir araç olarak kullanılabileceğini göstermesi dikkate değerdir. Deniz Güneş Yardımcı ise sinema anlatılarını analiz ederek ulusal klişelere meydan okuyan ve ulusötesi kimlikleri görünür kılan sanatsal söylemleri ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, Erich Auerbach, Paul Hindemith, Wilhelm Röpke gibi Almanya’dan Türkiye’ye göç eden akademisyen ve sanatçıların 1933 sonrası katkıları, projenin tarihsel derinliği açısından önemli bir boyut sunmaktadır.
Almanya’da yaşayan Türk kökenli gençlerin geliştirdiği Hip-Hop ve grafiti gibi kültürel ifadeler de proje kapsamında ele alındı. Ayhan Kaya bu bağlamda, bu sanat biçimlerinin melez transnasyonal kimliklerin oluşumuna nasıl katkı sağladığını, duygu düzlemindeki umut, aidiyet ve hayal kırıklığı gibi unsurlarla birlikte analiz etti.
Proje, savaşlar, iklim krizi, göç ve toplumsal kutuplaşma gibi eşzamanlı krizler döneminde bile, uluslararası işbirliğinin özellikle Türk-Alman ilişkilerinde hayati önem taşıdığını savunmaktadır. Ulusötesi toplumsal ağlar ve sınır ötesi işbirliklerinin ilişkileri derinleştirdiği sonucuna ulaşmıştır.
Bu çerçevede, 19 Temmuz 2023’te Duisburg‑Essen Üniversitesi’nde ve 5 Nisan 2024’te İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen yazar atölyeleri önemli rol oynadı. Siyaset bilimi, sosyoloji, medya ve kültür bilimlerinden katılımcılar, anlatılar ve görsel kültür üzerinden ulusötesi işbirliği konusunu interdisipliner olarak tartıştılar. Bu çalışmalar, “The Power of Narratives, Visual Culture and Transnational Identity: Exploring Turkish-German Relations in Political Life” başlıklı ve Routledge Global Cooperation Series’te yayınlanacak bir derleme kitaba temel oluşturmuştur. Kitap, gündelik ulusötesi pratiklerin politik makro yapılarla nasıl ilişkili olduğunu ve sanat, anlatılar ile görsel araçların bu yapıları nasıl dönüştürdüğünü göstermeyi hedeflemektedir.
Sonuç olarak, araştırma, Türk-Alman ilişkilerinin sadece resmi zirvelerden ibaret olmadığını kanıtlamıştır. Günlük yaşamda, sanat ve sivil toplum etkileşimlerinde oluşan köprüler, karşılıklı anlayış, sosyal yenilikçilik ve derinlemesine bir Avrupa ortaklığı için önemli itici güçlerdir. Proje ekibi, tüm katılımcılara, DAAD ve TÜBİTAK’a destekleri için teşekkür etmektedir.
Dr. Deniz Güneş Yardımcı

